14 Eylül 2004
her ay bir kisinin dogmus veya bi yerlere gidiyor/dönüyor olmasi da olmasa monotonluktan ölecegim. her seferinde daha da gariplesen eglenceler. yine de dün gecenin en önemli ani sportif hareketlerle koltuktan düsmemeyi basarmakti. bir de mutsuz insanlara bakip gülmek. bir sonraki dogumgününü heyecanla bekliyorum.

"aksam balo eglence, sabah vileda temizlik." demisti bir arkadas bi zaman evvel. sanirim gercek külkedisi benim!
13 Eylül 2004
2 dakika icinde aptalligin sinirlarini bu kadar zorlayamazdim heralde. metroda hizli hizli turnikelere dogru yürürken en sagdakinden kimsenin gecmedigini düsünüp oraya odaklanmis ilerliyordum. son 5 saniye icinde oranin iceriden cikis icin oldugunu farkedip keskin bir manevrayla dogru yerden gecmek icin adimimi attim. bu sefer de turnikenin kollari dönmedigi icin saskin saskin bakinirken güvenlik görevlisinin "jeton veya akbille calisir" lafi kolaylik olsun diye taa merdivenlerden inerken cebime koydugum akbili getirdi aklima. adama "dalmisim ya ehieh" dememse olayin doruk noktasiydi.

ne demisler; "blondes have more fun."
08 Eylül 2004
bakin, bir spineless'la neler yapilabiliyormus megerse!

biraz seftali, migros'tan alinmis bir kalip peynir, arada sirada sinema (tercihen pixar), belki degisik adli yemekler, üc bes güldürmece, televizyon karsisinda mayismak. madem hepsi bu kadardi, neden hala olmuyor?
04 Eylül 2004
sunca yildir gözüme zorla sokulan televole kültürünün en önemli olaylarindan biri olan paparazzi görünce kacmak eylemini basariyla ögrenmisim. hem teoride, hem de pratikte 10 üzerinden 10 veriyorum kendime.
02 Eylül 2004
az önce su siparisini sucunun telesekreterine verdim, hala onun soku altindayim. yazdiklarim anlamsiz olursa simdiden affedin.

annemin garip bir huyu var. normalde sahane yemekler yapmasina ragmen, ikimizin disinda o yemegi tadacak biri oldugu zaman panik üstüne panik yasiyor, sanirsin 18lik genc kiz. "ya kek kabarmazsa!", "fasülye sert mi oldu acaba?", "sekeri fazla mi kacmis?", "kesin yapis yapis olcak bu pilav, suyunu kaldirsa bari" laflari esliginde mutfakta terör estiriyor. ama her seferinde sonuc ayni, mü-kem-mel! annemin bu triplerini lj'e fotograf koyup altina "ay ne cirkinim, hilkat garibesi gibiyim ühühüh" yazip da abaza lj ekürisinin "aaaww, so sweet, honeeey, you're wonderfuuuul!" yorumlarini alip egolarini tatmin eden kizlara benzetiyorum. söyleyeyim de bir daha yapmasin.

son olarak pek kiymetli arkadasim okay k'nin dogumgünü icin ona yazdigim bir dörtlükle sözlerime son veriyorum;

bize göründü cukurcuma yolu,
cünkü bugun duztman dogdu.
aksama bekler sürpizler onu,
hem de pek mis kokulu.
27 Ağustos 2004
ulasilamayan telefonlar, cevap gelmeyen mesajlar, umursanmayan mailler, olunmasi yerde olmamalar. rahatsiz edici etmenlerin cevrede oldugunu bilmek, buna ragmen tek yapabildigimin beklemek olmasi. insan iliskilerindeki paranoyakligimi bilen kisilerin kacinmasi gereken seyleri israrla yapmasi. bunlarin sayesinde yipranmis sinirler, sismis gözler, eskiyen alt tab tuslari, zehir dolan ic organlar.

tecrübeyle gelen korku. cok sey bilmenin ve görmenin verdigi tedirginlik. nefes alamama sorunun yeniden ortaya cikmasi. degismeye calistikca aynida kalmak. iradesizligimin sonuclari.

bugün mutlu kalkmistim. 2oo. blogumu ilhan mansiz'in sevgilisinden ayrilip türkiye'ye geri dönmesiyle futbola olan ilgimin yeniden bir artis icine girecegiyle ilgili yazmayi bile planlamistim yol boyunca. zaten ne oluyorsa mutlu oldugunu zannederken oluyor. insanin en aptal ve basiretsiz oldugu zamanlarmis megerse bunlar. mutsuz ve somurtuk olmali herkes, en azindan arkasindan is dönmez. aptal yerine koyulmaz.
26 Ağustos 2004
10 günlügüne (resmi olarak 8) kelepir müzik dükkani devralmis bulunmaktayim. vatana millete hayirli olsun. entellektüel gelisimime katkisi olacagini hissediyorum bu günlerin, daha simdiden basladi. bu konuda yardimlarini benden esirgemeyenlere tesekkür ederim.

gecen gece olimpiyatlardan ne kadar uzakta kaldigimi düsünürken erkekler cimnastik finalleri cikti karsima. zaten son zamanlarin en sevilen aktivitesi televizyonda abuk subuk seyler oynarken karsisinda uyuyakalmak, mümkünse mavi yastiga sarilarak. neyse efendim, kücüklügümden beri alexei nemov hayrani olmus bir insan olarak mutlu mesud izledim programini, atladi hopladi, seyirci de benim gibi ona hayran. deliler gibi mutlu herkes, alkis kiyamet. derken puanlar aciklandi ve kendisinden beklenmeyecek kadar düsük bir puan aldi nemov abim. abartisiz 15 dakika boyunca salonda islik, alkis ve yuhalama seslerinden baska birsey duyulmaz oldu. olimpiyat komitesi delirdi, hakemler saga sola telefon etmeye basladilar. eurosport spikeri bundan cok mutluydu, hayatinda böyle bir tezahurat görmediginden bahsetti. daha sonra nemov'un puani "seyirci baskisiyla" degistirildi. yine de yeterli olmadi, abim madalyasiz döndü evine.

simdi bunu niye anlattim? salonda toplasan 20 tane rus yoktu ama bütün salon nemov'a yapilan haksizligin karsisindaydi. herkese kendini sevdirmeyi basarabilmis bir adam oldugunu görmek o madalyadan bile degerlidir heralde.

andersen'den masallar serisinin bir digerinde görüsmek üzere.
11 Ağustos 2004
"yeni mesajiniz yok, zaten bundan sonra olacagini beklemeniz de aptallik."

türkiye abdi ipekci'deki rüya takima kitlenmisken, haci baba'daki takimin da hic ondan asagi kalir bir yani yoktu hani. dünyalari satin alan kart olmasaydi, su anda bulasik departmanindan sesleniyor olabilirdim. sari cizgilerin gücü adina!
10 Ağustos 2004
okullar kapandigindan beri kafami tek mesgul eden sey hangi cd'nin nerede oldugu ya da elimizde kalip kalmadigiydi. baktim olacak gibi degil, hemen kafami takacak birsey bulmam gerekti. fazla da zaman almadi bunu basarmam.

bu haftaki takintim insanlarin (ve hatta kendimin) göbekadlari. ne kadar anlamsiz bir bulustur bu cift isim olayi. simdi sen cocuguna yeme icme aylarca düsün, hatta esinle kavga et sahane bir isim koy, sirf ölmesine 10 sene kalmis bir aile büyügü üzülmesin diye onun adini, hatta abartip anneannesinin adini cocuga koy isim diye. sonra bu modasi gecmis naftalin kokan sacma sapan arapca ve uzun adlar basina bela olsun cocugun. arkadaslarinin dalga gecmesini birak, öss formuna adi sigmaz, ögrenci kartinda adi yamuk yumuk yazilir, ögretmenler "ne garip adi var bunun" diyip önce onu ögrenirler koca sinifta. ben sahsen, göbekadim da dahil olmak üzere, bir meksikali'yla yarisabilecek kadar uzun olan 23 harfli isme sahibim, allah nazar degdirmesin. hayir bi de anlamadigim, bu göbek adi sittin sene kullanilmicak, cocuga hic öyle seslenmiceksin, ne demeye basina bela aciyorsun?

ilkokulda adi "ali er" olan bir arkadasim vardi. o kadar cok kiskanirdim ki onu. ad-soyad yazmayi ögrenme gününde ilk o ögrenmisti. kader utansin.
15 Temmuz 2004
gercekten de ilk önce iyiler ölüyormus.