farkettim ki, sadece sesini duymus ya da yazdiklarini okumus oldugum kisilerin görünüslerini tahmin etmekte cok basarisizim. ya hayal gücüm cok fazla, ya da insanlar bi garip.
all i really wanted was some of your time
instead you told me lies
when someone else was on your mind
what you do to me
look what you did to me
i thought that you were someone who would do me right
until you play with my emotions and you made me cry
what you do to me
can't take what you did to me
ne güzel sarki, di mi güntekin?
instead you told me lies
when someone else was on your mind
what you do to me
look what you did to me
i thought that you were someone who would do me right
until you play with my emotions and you made me cry
what you do to me
can't take what you did to me
ne güzel sarki, di mi güntekin?
insanin alt dudagi iki seyden titreyebiliyor. ben bugün ikisini de gördüm, hem de ayni anda. cok büyük bir basari. titreme biraz daha sürseydi belki de hep yapmaya calistigim ama beceremedigim seyi gerceklestirebilirdim. bir de bir pirpir sesi vardi, büyük bir explosion bekledim tam da o anda, her zaman icin fazla kuran beynim sagolsun. olsaydi sahane bir sahne olurdu (tabii disardan izleyebilseydim), icimdekilerle beraber disarda birseyleri patlatmis olduguma inanirdim muhtemelen. kizginlikla bir araba lastigini patlatmisligim da var hani. (olmasa bile öyle oldugunu düsünmek güzel)
sosyallesmenin getirdigi seylerden birisi de cumartesi günleri evde oturmanin verdigi saskinlik oluyor. cocuktan daha sosyal bir anne garipsense bile, anlattigi seyler sayesinde hayatla olan bag gücleniyor, "tam benlik" olan yerleri bilen bir kisinin olmasi dünyada yalniz olmadigimi hissettiriyor bana. halbuki ben böyle insanlardan bir kac tane daha oldugunu zannediyordum.
eve gelirken calan telefonun neden ayni sicakligi yaratmadigini anlayamiyorum bir türlü. kimseyi basindan savmayan bir insan olarak, neden böyle davrandigima bir anlam getirmeye calisiyorum, hem de bu kadar iyi bir insana ama cevap cikmiyor bir türlü. bir arkadasimin da dedigi gibi kimsenin yapismasina izin vermemek gerekiyor. hatta "kimseyi beklemiyor" olmak lazim demistik zaten degil mi aylar evvel? sagli sollu arkalara ilerleyelim beyler. fast-food ask dediler bir de simdi, gülsem mi aglasam mi sasirdim ben artik.
beklememek cidden gerekiyor, xpect'le baslayan mail geliyor aklima boyle zamanlarda hep. hakkinda garip seyler düsünmeye basladigim kisinin geronimo türkcesiyle de olsa bir kac kelam etmesi sevindirdi beni. her ne kadar football is life olsa da, arada lafi bölebiliyor olmak da eglenceli. ayrica yakismamak, güzel olmak, baskasi küfretse kabul olmak. sayanora.
ne zamandir sirf kendim icin yazmadigimi farkettigim icin sansli hissediyorum kendimi. en azindan bunu anlayabilecek kapasiteye gelmisim su an itibariyle. titremenin de degisik durumlardan olustugunu da anlamistim aslinda bugün, onu es gecmis bulundum tüh. ayrica aynaya bakmak sadece tek bir zamanda isime yariyor, o yuzden cep aynami cok seviyorum.
preview your life.
sosyallesmenin getirdigi seylerden birisi de cumartesi günleri evde oturmanin verdigi saskinlik oluyor. cocuktan daha sosyal bir anne garipsense bile, anlattigi seyler sayesinde hayatla olan bag gücleniyor, "tam benlik" olan yerleri bilen bir kisinin olmasi dünyada yalniz olmadigimi hissettiriyor bana. halbuki ben böyle insanlardan bir kac tane daha oldugunu zannediyordum.
eve gelirken calan telefonun neden ayni sicakligi yaratmadigini anlayamiyorum bir türlü. kimseyi basindan savmayan bir insan olarak, neden böyle davrandigima bir anlam getirmeye calisiyorum, hem de bu kadar iyi bir insana ama cevap cikmiyor bir türlü. bir arkadasimin da dedigi gibi kimsenin yapismasina izin vermemek gerekiyor. hatta "kimseyi beklemiyor" olmak lazim demistik zaten degil mi aylar evvel? sagli sollu arkalara ilerleyelim beyler. fast-food ask dediler bir de simdi, gülsem mi aglasam mi sasirdim ben artik.
beklememek cidden gerekiyor, xpect'le baslayan mail geliyor aklima boyle zamanlarda hep. hakkinda garip seyler düsünmeye basladigim kisinin geronimo türkcesiyle de olsa bir kac kelam etmesi sevindirdi beni. her ne kadar football is life olsa da, arada lafi bölebiliyor olmak da eglenceli. ayrica yakismamak, güzel olmak, baskasi küfretse kabul olmak. sayanora.
ne zamandir sirf kendim icin yazmadigimi farkettigim icin sansli hissediyorum kendimi. en azindan bunu anlayabilecek kapasiteye gelmisim su an itibariyle. titremenin de degisik durumlardan olustugunu da anlamistim aslinda bugün, onu es gecmis bulundum tüh. ayrica aynaya bakmak sadece tek bir zamanda isime yariyor, o yuzden cep aynami cok seviyorum.
preview your life.
bütün gün hicbir sey yemeden duran insanlarin midesine ilk giren seyin alkol olmasi yasaklanmali. bir de dolmusta giderken yaninizdaki abinin kucaginiza yatmamasi icin neler yapilmasi gerektigine dair el kitaplari satilmali sagda solda. ayrica bi haftada üc kilo vermek pek garipmis, her iste bir hayir vardir diyen büyüklere kulak vermek gerekiyormus cogu zaman.
ümit ediyorum ki bugün -en sevdigim seylerden biri olan- yeni serilmis yatak örtüleri ve carsaflarinin icine ilk giren kisi ben olacagim, mis gibi kokuyu icime cekip uyuyacagim. nitekim uzun zamandir basaramiyordum bunu. kader utansin.
ümit ediyorum ki bugün -en sevdigim seylerden biri olan- yeni serilmis yatak örtüleri ve carsaflarinin icine ilk giren kisi ben olacagim, mis gibi kokuyu icime cekip uyuyacagim. nitekim uzun zamandir basaramiyordum bunu. kader utansin.
bugün evden ugurlanan kisinin akibetinin ne olacagini bilmedigimden bahsetmistim ya, ne güzel demisim. hersey ne cabuk degisiyor. 3 gün önce sevgi partikülü olan insanlar, simdi sizden orospu diye bahsedebiliyor. cok normalmiscesine bir de gelip bunu yüzünüze söyleyebiliyor. yalanciligin kötü birsey oldugunu söyledim hep, megerse nankörlük daha kötüymüs. bir insan size bütün hayatini vermisken, yapabilecegi tüm özverilerde bulunmusken, tam da kafasi rahatlayip, hayati normale girmeye baslamisken onu tekrardan diplere yollamak ve bunda hic tereddüt etmemek hayvanlik degildir de nedir?
annemin de dedigi gibi, "bu kadar üzüldügüne degmez be kizim, kendi kaybeder."
annemin de dedigi gibi, "bu kadar üzüldügüne degmez be kizim, kendi kaybeder."
en sevdigim aya sadece 24 gün kaldi. havanin da hala kivama girmemis oldugunu düsünürsek, kasim ayindan beklentilerim oldukca artiyor. birdenbire cevremin degismesini de göz önünde bulundurursak, heyecanliyim. bugün evden ugurlanan kisinin yarinki akibetinin ne olacagi bile bilinmezken bu kadar heyecanli olmak dogru mu bilmiyorum. kar yagsa da icim donsa keske.
her ne kadar sonlarinda arkadaslik, dostluk, laylay mesajini gozumuze sokmus olsalar da, american pie:the wedding'i izlerken sonunda gözümden bir damla yas süzüldü desem abartmis mi olurum? jason biggs, ne harika bir adam oldun sen ya.
simdi sözde ben yagmursever bi insanim ama bu hava durumu sayesinde delirmek üzere oldugum gercegini pek de degistirmiyor sanirim. saglam bir küfür sallayasim, kafami camdan cikartip "aaaaaaaaaaa" (a'lar istege göre uzatilabilir) diye bagirasim veyahut birine patada kütede dalasim var.
en iyisi yatip uyuyayim ben, degil mi?
en iyisi yatip uyuyayim ben, degil mi?
gecenlerde izledigim richard linklater'in (ki kendisi tape'in de yönetmeni) 1996 yapimi "SubUrbia" filmini 2süperfilmbirden'in affina siginarak önermek istiyorum kendi capimda. müziklerinde sonic youth'un oldukca yer kapladigi ve hatta süper de bir soundtrack'e sahip olan film, sadece bir gün icinde alti adet gencin basindan gecenleri anlatiyor burnfield isimli allah'in unuttugu amerikan kenar mahallesinde. maksimum konusma, minumum hareket seklinde gecse de asla bir fransiz filmi fenaligina sokuyor insani. oyuncular da cok harikalar, ozellikle tim insanina derin sevgi beslemeye basladim filmden sonra.
Jeff: ...and there'll be all these generations of suckers, all trying to figure out what the fuck they're doing on this fucking planet and it'll all be full of shit. It's all so fucking futile.
Tim: If it's all so fucking futile, what the fuck are you so fucking upset about, fuckhead?
Jeff: ...and there'll be all these generations of suckers, all trying to figure out what the fuck they're doing on this fucking planet and it'll all be full of shit. It's all so fucking futile.
Tim: If it's all so fucking futile, what the fuck are you so fucking upset about, fuckhead?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)