az önce su siparisini sucunun telesekreterine verdim, hala onun soku altindayim. yazdiklarim anlamsiz olursa simdiden affedin.
annemin garip bir huyu var. normalde sahane yemekler yapmasina ragmen, ikimizin disinda o yemegi tadacak biri oldugu zaman panik üstüne panik yasiyor, sanirsin 18lik genc kiz. "ya kek kabarmazsa!", "fasülye sert mi oldu acaba?", "sekeri fazla mi kacmis?", "kesin yapis yapis olcak bu pilav, suyunu kaldirsa bari" laflari esliginde mutfakta terör estiriyor. ama her seferinde sonuc ayni, mü-kem-mel! annemin bu triplerini lj'e fotograf koyup altina "ay ne cirkinim, hilkat garibesi gibiyim ühühüh" yazip da abaza lj ekürisinin "aaaww, so sweet, honeeey, you're wonderfuuuul!" yorumlarini alip egolarini tatmin eden kizlara benzetiyorum. söyleyeyim de bir daha yapmasin.
son olarak pek kiymetli arkadasim okay k'nin dogumgünü icin ona yazdigim bir dörtlükle sözlerime son veriyorum;
bize göründü cukurcuma yolu,
cünkü bugun duztman dogdu.
aksama bekler sürpizler onu,
hem de pek mis kokulu.
ulasilamayan telefonlar, cevap gelmeyen mesajlar, umursanmayan mailler, olunmasi yerde olmamalar. rahatsiz edici etmenlerin cevrede oldugunu bilmek, buna ragmen tek yapabildigimin beklemek olmasi. insan iliskilerindeki paranoyakligimi bilen kisilerin kacinmasi gereken seyleri israrla yapmasi. bunlarin sayesinde yipranmis sinirler, sismis gözler, eskiyen alt tab tuslari, zehir dolan ic organlar.
tecrübeyle gelen korku. cok sey bilmenin ve görmenin verdigi tedirginlik. nefes alamama sorunun yeniden ortaya cikmasi. degismeye calistikca aynida kalmak. iradesizligimin sonuclari.
bugün mutlu kalkmistim. 2oo. blogumu ilhan mansiz'in sevgilisinden ayrilip türkiye'ye geri dönmesiyle futbola olan ilgimin yeniden bir artis icine girecegiyle ilgili yazmayi bile planlamistim yol boyunca. zaten ne oluyorsa mutlu oldugunu zannederken oluyor. insanin en aptal ve basiretsiz oldugu zamanlarmis megerse bunlar. mutsuz ve somurtuk olmali herkes, en azindan arkasindan is dönmez. aptal yerine koyulmaz.
tecrübeyle gelen korku. cok sey bilmenin ve görmenin verdigi tedirginlik. nefes alamama sorunun yeniden ortaya cikmasi. degismeye calistikca aynida kalmak. iradesizligimin sonuclari.
bugün mutlu kalkmistim. 2oo. blogumu ilhan mansiz'in sevgilisinden ayrilip türkiye'ye geri dönmesiyle futbola olan ilgimin yeniden bir artis icine girecegiyle ilgili yazmayi bile planlamistim yol boyunca. zaten ne oluyorsa mutlu oldugunu zannederken oluyor. insanin en aptal ve basiretsiz oldugu zamanlarmis megerse bunlar. mutsuz ve somurtuk olmali herkes, en azindan arkasindan is dönmez. aptal yerine koyulmaz.
10 günlügüne (resmi olarak 8) kelepir müzik dükkani devralmis bulunmaktayim. vatana millete hayirli olsun. entellektüel gelisimime katkisi olacagini hissediyorum bu günlerin, daha simdiden basladi. bu konuda yardimlarini benden esirgemeyenlere tesekkür ederim.
gecen gece olimpiyatlardan ne kadar uzakta kaldigimi düsünürken erkekler cimnastik finalleri cikti karsima. zaten son zamanlarin en sevilen aktivitesi televizyonda abuk subuk seyler oynarken karsisinda uyuyakalmak, mümkünse mavi yastiga sarilarak. neyse efendim, kücüklügümden beri alexei nemov hayrani olmus bir insan olarak mutlu mesud izledim programini, atladi hopladi, seyirci de benim gibi ona hayran. deliler gibi mutlu herkes, alkis kiyamet. derken puanlar aciklandi ve kendisinden beklenmeyecek kadar düsük bir puan aldi nemov abim. abartisiz 15 dakika boyunca salonda islik, alkis ve yuhalama seslerinden baska birsey duyulmaz oldu. olimpiyat komitesi delirdi, hakemler saga sola telefon etmeye basladilar. eurosport spikeri bundan cok mutluydu, hayatinda böyle bir tezahurat görmediginden bahsetti. daha sonra nemov'un puani "seyirci baskisiyla" degistirildi. yine de yeterli olmadi, abim madalyasiz döndü evine.
simdi bunu niye anlattim? salonda toplasan 20 tane rus yoktu ama bütün salon nemov'a yapilan haksizligin karsisindaydi. herkese kendini sevdirmeyi basarabilmis bir adam oldugunu görmek o madalyadan bile degerlidir heralde.
andersen'den masallar serisinin bir digerinde görüsmek üzere.
gecen gece olimpiyatlardan ne kadar uzakta kaldigimi düsünürken erkekler cimnastik finalleri cikti karsima. zaten son zamanlarin en sevilen aktivitesi televizyonda abuk subuk seyler oynarken karsisinda uyuyakalmak, mümkünse mavi yastiga sarilarak. neyse efendim, kücüklügümden beri alexei nemov hayrani olmus bir insan olarak mutlu mesud izledim programini, atladi hopladi, seyirci de benim gibi ona hayran. deliler gibi mutlu herkes, alkis kiyamet. derken puanlar aciklandi ve kendisinden beklenmeyecek kadar düsük bir puan aldi nemov abim. abartisiz 15 dakika boyunca salonda islik, alkis ve yuhalama seslerinden baska birsey duyulmaz oldu. olimpiyat komitesi delirdi, hakemler saga sola telefon etmeye basladilar. eurosport spikeri bundan cok mutluydu, hayatinda böyle bir tezahurat görmediginden bahsetti. daha sonra nemov'un puani "seyirci baskisiyla" degistirildi. yine de yeterli olmadi, abim madalyasiz döndü evine.
simdi bunu niye anlattim? salonda toplasan 20 tane rus yoktu ama bütün salon nemov'a yapilan haksizligin karsisindaydi. herkese kendini sevdirmeyi basarabilmis bir adam oldugunu görmek o madalyadan bile degerlidir heralde.
andersen'den masallar serisinin bir digerinde görüsmek üzere.
"yeni mesajiniz yok, zaten bundan sonra olacagini beklemeniz de aptallik."
türkiye abdi ipekci'deki rüya takima kitlenmisken, haci baba'daki takimin da hic ondan asagi kalir bir yani yoktu hani. dünyalari satin alan kart olmasaydi, su anda bulasik departmanindan sesleniyor olabilirdim. sari cizgilerin gücü adina!
türkiye abdi ipekci'deki rüya takima kitlenmisken, haci baba'daki takimin da hic ondan asagi kalir bir yani yoktu hani. dünyalari satin alan kart olmasaydi, su anda bulasik departmanindan sesleniyor olabilirdim. sari cizgilerin gücü adina!
okullar kapandigindan beri kafami tek mesgul eden sey hangi cd'nin nerede oldugu ya da elimizde kalip kalmadigiydi. baktim olacak gibi degil, hemen kafami takacak birsey bulmam gerekti. fazla da zaman almadi bunu basarmam.
bu haftaki takintim insanlarin (ve hatta kendimin) göbekadlari. ne kadar anlamsiz bir bulustur bu cift isim olayi. simdi sen cocuguna yeme icme aylarca düsün, hatta esinle kavga et sahane bir isim koy, sirf ölmesine 10 sene kalmis bir aile büyügü üzülmesin diye onun adini, hatta abartip anneannesinin adini cocuga koy isim diye. sonra bu modasi gecmis naftalin kokan sacma sapan arapca ve uzun adlar basina bela olsun cocugun. arkadaslarinin dalga gecmesini birak, öss formuna adi sigmaz, ögrenci kartinda adi yamuk yumuk yazilir, ögretmenler "ne garip adi var bunun" diyip önce onu ögrenirler koca sinifta. ben sahsen, göbekadim da dahil olmak üzere, bir meksikali'yla yarisabilecek kadar uzun olan 23 harfli isme sahibim, allah nazar degdirmesin. hayir bi de anlamadigim, bu göbek adi sittin sene kullanilmicak, cocuga hic öyle seslenmiceksin, ne demeye basina bela aciyorsun?
ilkokulda adi "ali er" olan bir arkadasim vardi. o kadar cok kiskanirdim ki onu. ad-soyad yazmayi ögrenme gününde ilk o ögrenmisti. kader utansin.
bu haftaki takintim insanlarin (ve hatta kendimin) göbekadlari. ne kadar anlamsiz bir bulustur bu cift isim olayi. simdi sen cocuguna yeme icme aylarca düsün, hatta esinle kavga et sahane bir isim koy, sirf ölmesine 10 sene kalmis bir aile büyügü üzülmesin diye onun adini, hatta abartip anneannesinin adini cocuga koy isim diye. sonra bu modasi gecmis naftalin kokan sacma sapan arapca ve uzun adlar basina bela olsun cocugun. arkadaslarinin dalga gecmesini birak, öss formuna adi sigmaz, ögrenci kartinda adi yamuk yumuk yazilir, ögretmenler "ne garip adi var bunun" diyip önce onu ögrenirler koca sinifta. ben sahsen, göbekadim da dahil olmak üzere, bir meksikali'yla yarisabilecek kadar uzun olan 23 harfli isme sahibim, allah nazar degdirmesin. hayir bi de anlamadigim, bu göbek adi sittin sene kullanilmicak, cocuga hic öyle seslenmiceksin, ne demeye basina bela aciyorsun?
ilkokulda adi "ali er" olan bir arkadasim vardi. o kadar cok kiskanirdim ki onu. ad-soyad yazmayi ögrenme gününde ilk o ögrenmisti. kader utansin.
her gün eve geldigimde "bugün kesin erken yatacagim" diyip de bir bucuktan önce yatak yüzü görememek cok üzüyor beni. lütfen yardim edin!
rica ediyorum, bana her türlü kötülügü yapin ama lütfen yalan söylemeyin. istiyorsaniz insanlarin önünde alay edin, dolandirin, ne bileyim, cd'lerimi kirin (bakin bu kadar büyük konustum), ama yalan söylemeyin. ögrendigim her gercek, hislerimi daha da biriktiriyor. gercekleri de eninde sonunda verilen aciklarla bir sekilde ögreniyorum. ve evet, ben söylenen yalanlari, atilan kaziklari -ne yazik ki- unutmayan biriyim. kinci bile denmisti bana, evet öyleyim. her ne yaparsa yapsin vazgecemedigim insanlardan bile igrenmeye baslayacagim yakinda.
mor ve ötesi'ne ilk defa hak vermek istedim bugün.
"cin oldun, adam carptin."
mor ve ötesi'ne ilk defa hak vermek istedim bugün.
"cin oldun, adam carptin."
kendi parani kazanmak cok garip bir duygu. cüzdanindaki bütün para bittiginde, ertesi gün utana sikila para istemeyecegini bilmek, bankamatikle ufak bir selamlasmayla isleri yürütebilmek cok eglenceli. hatta senelerce size bakmis olan insanlari aksam yemegine cikarmak, sinemaya götürmek, eve gelirken kücük hediyeler almak (cünkü onlar asla eve elleri bos gelmezler), telefon faturani ödemek ve bunlari yapabilmek icin harcanan paranin tamamen zevk alinan bir isten gelmesi rüya gibi. caz festivali kataloguna bakip, gelen kisilerin hepsini taniyor ve dinlemis olmak, tam da yemegin üstüne icilen türk kahvesi tadi veriyor.
bugün interrail, okul, 89lular, 21 soku, yazin yapilacak aylakliklardan bahsetmisken dün dinledigim emiliana torrini sarkisini yazmasaydim (tamami surda) olmazdi herhalde.
unemployed in summertime
i've only just turned 21, I'll be ok
unemployed in summertime
don't need money 'cause we're young
i'll just stay awake till the morning
with make up all over my face.
bugün interrail, okul, 89lular, 21 soku, yazin yapilacak aylakliklardan bahsetmisken dün dinledigim emiliana torrini sarkisini yazmasaydim (tamami surda) olmazdi herhalde.
unemployed in summertime
i've only just turned 21, I'll be ok
unemployed in summertime
don't need money 'cause we're young
i'll just stay awake till the morning
with make up all over my face.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)